Hopa: Tarihçe
Bulunduğu yer itibarıyla antik çağda Kolheti Krallığı içinde yer alan yerleşim, 5. yüzyılın ikinci yarısında, Bizans imparatoru I. Leo (457-474) ile Lazika kralı I. Gubaz arasında yapılan anlaşmada iki krallığın sınırı olarak belirlendi. 9-11. yüzyıllarda Haldia ülkesi sınırları içinde yer alıyordu. 1040'larda Gürcistan kralı IV. Bagrat (1027-1072) tarafından kuşatılan yerleşim, 1080'lerde Karadeniz kıyılarına kadar inen Büyük Selçuklular tarafından ele geçirildi. 12. yüzyılın başlarında, Kral (Kurucu) IV. Davit (1089-1125) döneminde Gürcü Krallığı sınırları içinde kaldı ve kral birkaç kez burayı ziyaret etti.
Hopa, daha sonraki dönemlerde Gürcü prenslikleri Samtshe Atabeyliği ile Guria Prensliği arasında el değiştirdi. Osmanlılar 1547'de, çevresindeki diğer yerlerle birlikte Hopa'yı da ele geçirdiler ve bu tarihten itibaren Hopa, Osmanlı idari biri olan Lazistan Sancağı içinde yer aldı. 18. yüzyılda önemli bir ticaret yolu üzerinde bulunan kasaba, bu dönemde yazılı kaynaklarda Hopca olarak geçmektedir. Gürcü tarihçi Vahuşti de kasabadan Hopca olarak söz etmektedir. Vahuşti Kartlis Tshovreba'da Hopa'dan, Gönye'nin batısında, Çaneti ile Borçka derlerinin kuzeyinde Karadeniz kıyısında yer alan küçük bir şehir olarak söz etmiştir.
Hopa kazası, 1876 tarihli Trabzon vilayeti salnamesine göre Trabzon vilayetinin Lazistan sancağına bağlıydı. Merkez nahiye ile Arhavi nahiyesinden oluşuyordu. Merkez kazada 21 köy, Arhavi nahiyesinde ise 40 köy bulunuyordu. Lazistan Sancağı bir bütün olarak Osmanlı idaresindeyken, 1874 yılında bu sancağın topraklarını gezen Rus ordusunda görevli Gürcü general ve coğrafyacı Giorgi Kazbegi yerleşimden bir köy olarak söz etmiştir. O tarihte Hopa, Lazistan Sancağında beş nahiyeden biriydi ve bu beş nahiyeden üçün Hopa, Gönye ile Arhavi Hopa kazasına bağlıydı. Hopa nahiyesi, Makriali köyünden Peroniti burnuna kadar deniz kıyısını ve bu kıyı ile Borçka nahiyesi arasında kalan üçgen bir bölgeyi kapsıyordu. Hopa nahiyesi sınırları içinde 21 köyde, yaklaşık 1.500 hanede 9-10 bin kadar kişi yaşıyordu. Hopa köyünde ise, altı bakkal ve bir kahvehane vardı. Hopa kaymakamının konutu da burada bulunuyordu. Bugün Hopa kentinin bir mahallesi olan Orta Hopa o tarihte ayrı bir köydü ve Hopa köyünün merkezine 1 km uzaklıktaydı. Hopa Deresi vadisinde beş köyde Ermeni kökenli Hemşinliler ile Lazlar yaşıyordu. Hemşinliler sadece Türkçe konuşuyor, Lazlar ise Megrelceyle neredeyse aynı olan bir Lazca konuşuyordu. Halkın tamamı Müslümandı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'ın ardından kazanın doğu kısmı savaş tazminatının bir parçası olarak Osmanlı Devleti tarafından Rusya'ya bırakıldı. Bu savaştan hemen önce, 1865 tarihinde Hopa, Trabzon vilayetine bağlı Lazistan Sancağı'nda yer alan aynı adlı kazanın merkeziydi. Savaştan sonra Hopa kazasının sınırları doğuda Kopmuş Burnu'ndan başlıyor ve batıda Gurupit köyünde son buluyordu. Hopa kasabası ise, Osmanlı tarafından kalırken, burayı bir ticaret merkezi olarak kullanan Murgul ise Rusya İmparatorluğu'na bırakıldı. Ne var ki Hopa halkının bir kısmının toprakları ve hayvanları Rusya tarafında kalmıştı. 1909 yılına kadar Rusya bu halkın sınırı geçmelerine müsaade ediyordu ancak bu tarihte pasaport ya da pasavan geçiş zorunluğu getirdi. Bunun üzerine Hopalıların bir kısmı Rusya uyruğuna da girip çifte vatandaşlık elde etti.
1877 yılında ilçeyi gezen gazeteci Şakir Şevket'e göre, ilçede yapılan tarımdan fazla mahsul elde edilemiyordu ve toplanan ürünler Pazar'da satılacak kadar değerliydi. …